İNDİR
Bir ülkenin toplam nüfusu ve bu nüfusun yaş grupları, cinsiyetler, kır-kent arasındaki dağılımları kalkınma ve kamu politikalarının belirlenmesindeki birinci ve en önemli kriterdir. Sadece kalkınma ve kamu politikaları bağlamında değil aynı zamanda nüfus ve yapısı, siyasal ve askeri güç bağlamında da kritik bir rol oynamakla birlikte, bu kısa yazının konusu ve odağı nüfus-kalkınma ilişkisidir.

Eğitim yatırımları (okullar-derslikler), hastane ve yatak sayıları ve sağlık yatırımları, ulaştırma yatırımları, enerji yatırımları gibi pek çok sosyal ve fiziki altyapı yatırımları bugünkü ve gelecekteki nüfus dikkate alınarak hesaplanır. Bu durum temel sektörlerin uluslararası göstergelerine de yansımış durumdadır. Ekonomilerin gelişmişlik seviyelerinin kıyaslanmasında kullanılan göstergelerin önemli bir bölümü nüfus ile ilgili göstergelerdir (10,000 kişiye düşen yatak sayısı, istihdam edilen kişi sayısı, kişi başına gelir gibi).

Demografinin önemi sadece kamu politikaları için geçerli değildir. Özel sektör firmaları da yeni bir ülkeye giriş kararında sektörün ve pazarın büyüklüğüne bakar. Bunun için de nüfusun bugünkü ve yarınki büyüklükleri, yaş ve yerleşim yeri bazındaki dağılımları en az nüfusun tüketim gücü ve tercihleri kadar önem arz eder.

Bu hafta içerisinde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) yeni nüfus projeksiyonlarını açıkladı. Dolayısıyla bu yazı kısaca Türkiye nüfusunun ciddi bir dönüşüm süreci yaşadığını ve bunun önemini belirtebilmek için kaleme alınmıştır. Çalışmada atıfta bulunulan nüfus projeksiyonları TÜİK çalışmasında ana senaryo olarak belirtilen verilerdir.

Yaklaşık 20 yıldır Türkiye ve nüfusuyla ilgili olarak konuya ilişkin yapılan yorumlarda ve yazında Türkiye’nin genç ve dinamik bir nüfusa sahip olduğu ve bu yapının Türkiye’ye bir “demografik fırsat penceresi” sunduğu ifade edilmektedir.

Demografik fırsat penceresi kabaca “nüfusun artış hızı azalıyorken, çalışma çağındaki nüfusun artması ve yüksek sayılara ulaşması” olarak açıklanabilir. Peki bu durum neden bir fırsat penceresidir sorusuna geldiğimizde; nüfusun en aktif, üretken kesimi çalışma çağındaki nüfustur. Bu nüfus eğitimini tamamlamış, iş gücü piyasasında yerini almıştır. Diğer nüfus (0-14 yaş arası ve 65 üstü) ise üretimden çok tüketen, sosyal güvenlik sistemlerinden sağlık ve emeklilik hizmeti alan, kısaca bağımlı nüfustur. Ayrıca örneğin genç bağımlı nüfus çoksa (0-14) daha fazla eğitim yatırımı gerekeceğinden kamu kaynaklarının önemli bir bölümü buralara gidebilmektedir. Veya aksine yaşlı bağımlı nüfus yüksek ise, sağlık ve sosyal güvenlik harcamaları ekonomide daha büyük bir pay alacaktır.

Çalışabilir nüfus eğer iş sahibi ise hem elde ettiği gelir ile tüketim ve gelir vergisi ödeyerek bütçe ve ekonomiye katkı sunacak hem de emeklilik ve sağlık primi ödeyerek sosyal güvenlik havuzuna katkıda bulunacaktır. Bu kişiler Sosyal Güvenlik Sisteminde “aktif sigortalı” olarak tanımlanmaktadır. Emekli, malul, ölen sigortalının eşi ve çocukları ile sürekli iş göremezlik geliri alanlar da “pasif sigortalı” olarak ifade edilmektedir. Sosyal güvenlik sistemlerinin ve dengesinin sürdürülebilirliğini ölçme de kullanılan en önemli gösterge de bu aktif/pasif oranı, yani bir anlamda üreten ve prim veren ile primlerden yararlananların oranıdır.

Demografik fırsat penceresi yaklaşımının Türkiye bir doğruluk ve geçerlilik payı var(dı). Ancak son nüfus projeksiyonunun da ortaya koyduğu üzere bu pencere giderek kapanmaktadır. Her şeyden önce bu pencerenin bir fırsat penceresi olabilmesi için nüfusun, özellikle de genç nüfusun, nitelikli bir eğitimden geçmesi, çalışma çağındaki nüfusun da yığınlar halinde çalışma piyasasına, iş gücüne katılması gerekir. Bu da her zaman yeterli olmaz, arzu edilen durum bu kişilerin, eğitimleri ile orantılı, verimli olabilecekleri, daha fazla katma değer üretecekleri, kendilerini daha mutlu hissedecekleri işlerle buluşması gerekir. İşte böyle bir durumda bu pencerenin bir fırsat penceresi olduğu söylenebilir. Literatürde böyle bir verimli dönem olmuş mudur diye sorarsak ilk akla gelen ABD’nin II. Dünya Savaşı sonrası yaşadığı dönem cevabını verilebilir. ABD’nin II. Dünya Savaşını kazanmasından sonra artan küresel gücü, güçlenen ekonomisi ile birlikte liderlerin kamuoyunu yönlendirici politikalarının da etkisiyle doğurganlık oranları hızla artmış ve 1946-1964 yılları arasında literatürde “baby-boom” olarak bilinen dönem yaşanmıştır. Benzer şekilde 1970-1980 döneminde Japonya ve Güney Kore fırsat penceresi dönemlerine girmiş ve bu fırsatları iyi kullanmışlardır. Japonya ve Güney Kore (ki şu anda dünyanın en yaşlı ülkelerinin başında gelen iki ülke) bu fırsatları iyi kullanarak yaşlılık dönemine zengin ve gelişmiş ülkeler olarak girmişlerdir. Yani, demografik fırsat penceresi isminden de anlaşıldığı üzere bir potansiyel sunar ve bu ancak doğru sosyal ve iktisadi politikalarla desteklenebilirse fırsat ve avantaja dönüşür. Aksi takdirde eğitimsiz ve işsiz genç yığınlar ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan önemli tehditler barındırabilir (Son dönemde Arap coğrafyasında yaşanan olaylar gibi).

Konuyu çok da dağıtmadan ülkemize dönecek olursak, yeni nüfus projeksiyonumuzun da ortaya koyduğu üzere;

1- Türkiye nüfusu bir süre daha artmaya devam edecektir.
Şu anda 81 milyon kişi olan nüfusumuz, 2023 yılında 87, 2040’da 100, 2069’da ise 107.6 milyona çıkacaktır. Bu yıldan sonra ise nüfus gerilemeye başlayacaktır.

2- Türkiye nüfusu giderek yaşlanmaktadır.

a- Ortanca yaş, nüfusu ortadan ikiye bölen yaştır. 2000 yılında 26 olan ortanca yaş, 2014’te 31 olmuştur. Yeni projeksiyona göre ortanca yaşın 2018 yılında 32, 2023’te 33,5, 2040’da 38,5, 2060’ta 42,3, 2080’de ise 45 olması beklenmektedir. Kısaca nüfusu ortadan ikiye bölen yaş 2000’de 26 iken 2080’de 46.5 olacaktır.
b- Çalışabilir nüfusun oranı giderek azalmaktadır.

Yukarıda “demografik fırsat penceresinde” atıf yaptığımız çalışma çağındaki nüfusumuzun toplam nüfusa oranı artık bu yıldan itibaren azalma eğilimine girmiştir. Bugün toplam nüfusun %67,8’i olan çalışabilir nüfus 2040’da %64,4’e, 2080’de ise %58,7’ye düşecektir.

Çalışabilir nüfus ise sayısal olarak 64 milyonun üstüne kadar çıkıp zirve yapacak ve azalma eğilimine geçecektir. Bu ise nüfus piramidimizin yukarı yaşlara doğru giderek yoğunlaşması demektir.

Yıllara ve yaş grubuna göre nüfus: 2018, 2023, 2040, 2060, 2080

Kaynak: TÜİK Nüfus Projeksiyonları

Netice itibarıyla,

  • Etkin bir kalkınma/kamu politikası tasarımı için nüfusun yapısı ve seyri yakından izlenmeli,
  • Nüfusun bir fırsat sunabilmesi, kalkınma manivelası olabilmesi için kamunun aktif, ön alıcı politikalar oluşturması gereği bilinmeli,
  • Nüfusun vergi ve sosyal güvenlik sistemlerine etkileri analiz edilmeli,
  • Genç nüfusa erişilebilir ve nitelikli bir eğitim hizmeti sunulmalı,
  • İş imkanları arttırılmalı, özel sektör istihdam artırıcı, çalışan dostu politikalarla teşvik edilmeli,
  • Eğitim-Ekonomi-İstihdam bağlantıları geliştirilmeli ve kişiler mutlu ve üretken olacağı işlere yönlendirilmelidir.

 

1977 yılında Ankara’da doğdu. 1998 yılında ODTÜ İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun oldu ve aynı yıl Devlet Planlama Teşkilatında uzman yardımcısı olarak işe başladı. Başta eğitim sektörü olmak üzere, insan gücü, istihdam gibi farklı sektörlerde planlama uzmanı olarak görev yaptı. 2002 yılında “Eğitimin Ekonomik ve Sosyal Faydaları” üzerine Planlama tez çalışmasını ve ODTÜ İnşaat Mühendisliği bölümünde Yüksek Lisans çalışmasını tamamladı. 2002-2004 yılları arasında Avrupa Birliği Türkiye Gençlik Programı kurucu direktörlüğü görevini yürüttü. 2004 yılı itibarıyla ülkemizin Gençlik Programı tam üyesi olmasıyla birlikte Devlet Planlama Teşkilatındaki görevlerine döndü. 2004-2006 ve 2008-2010 yılları arasında eğitim, istihdam, gibi farklı sektörlerde çalıştı. Bu süre zarfında, 8. ve 9. Beş Yıllık Kalkınma Planlarının sosyal sektörlerle ilgili bölümlerinin, Ulusal İstihdam Stratejisi Taslak belgesinin, Eğitim-Kültür AB Müzakere faslı ülke raporunun, ilk Orta Vadeli Programın (2006-2008) Sosyal Politikalarla ilgili eksenlerinin aktif koordinasyonunu yürüttü. 2008 yılında Harvard Üniversitesinden Kamu Politikaları yüksek lisans derecesini tamamladı. Yüksek lisans eğitimi esnasında “Sayısal Analiz ve Ampirik Yöntemler” alanında öğretim asistanlığı yaptı. 2010-2017 yılları arasında Kalkınma Bakanlığında Sağlık ve Sosyal Güvenlik Daire Başkanı olarak görev yaptı.