Sen İstanbul oluyorsun bu hikâyede

Bense şu Salacak merdivenlerinde

Giden sevgililerin şerefine

Çay içerek kafayı bulan adamım

Sen İstanbul oluyorsun

Ben şu Galata Köprüsünde

Akşama kadar tek bir balık bile

Tutamayan o yaşlı adamım

Bir uzay boşluğuna takılan oltamı

Her seferinde tekrar atıyorum denize

Ben bilmem öyle puronun falan tadını

Ben sigarasıyla birlikte yanan adamım

Çakmağım da yok, kibritim de

Paket de taşımıyorum cebimde

Ben üçüncü sınıf tütünden sigarasını

Yüreğindeki közle tutuşturan adamım

Ben senin arkadaşın değilim

Sevdiğin ya da sevgilin hiç değilim

Ben öyle tanıdık biri de değilim

Ben şu o kim diye sorulunca

“Hiç kimse” denilen adamım

Seninle aynı yıllarda yaşamak dışında

Yok, pek fazla ortak yanımız, yalnızca

Aynı vapura bindik geçen gece

Ve sen öyle ciğerden hapşırınca

Bir “çok yaşa” demişliğim var sadece

Sen bu hikâyede İstanbul oluyorsun

Sokak sokak kitaplarla süslenmişsin

Benimse büyük kütüphanelerim yok

Öyle çok ilmim, irfanım da yok

Ben şu takvim yapraklarını

Satır satır okuyan adamım

Çıkmayan piyango biletlerinden

Tuhaf koleksiyonlar yaparım

Sen on beş milyonda birsin

Ben on beş milyonun biriyim

Sen bu hikayede İstanbul oluyorsun

Sevgililerin var koştuğun

Dostların var konuştuğun

Ben şu elinde kâğıt kalem

Kelimelerle birdirbir oynayan adamım

Sen anlı şanlı İstanbul oluyorsun

Büyük caddelerin, havalı köprülerin var

Bense Balat’ta küçücük bir sokağım

Renkli dizilerde yaşlanır kaldırımlarım

Ben o sokakta öyle boş boş

Tam beş sene oturan adamım

Mülk Allah’ın, bense bir bekçi,

İnsan aslında nedir, farkındayım

Ben Eyüp Sultan Türbesinde

Buğulu gözlerle dua eden

Sonra da gidip Pierre Loti tepesinde

Şair mezarlarına mısralar atan adamım

Tanıdık biri değilim

Eşitin değilim, akranın değilim

Sen görmesen de hep yanındayım

Ben şu göz ucuyla bakılıp geçilen adamım

Sen güzelim, sen gülme, çünkü

Sen gülünce İstanbul oluyorsun

Ve sen ey İstanbul, sen tutma elimden,

Çünkü sevince daha çok terk ediyorsun