Kuşak ve Yol Girişimi

2012 yılı sonunda Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri ve 2013 yılı başında Çin Devlet Başkanlığı görevlerine gelen Xi Jinping, 2013 yılı sonlarında Yeni İpek Yolu olarak bilinen projesini ortaya atmıştır. Tarihi İpek Yolu ticaret güzergâhlarına atıfla ortaya atılan bu projenin iki sacayağı bulunmaktadır. Bunlardan biri Yeni İpek Yolu’nun kara boyutu olan İpek Yolu Ekonomik Kuşağı, diğeri ise deniz boyutu olan 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu projesidir. Projeye önce “Bir Kuşak Bir Yol” ismi verilmiş daha sonra ise bu kullanım terkedilerek “Kuşak ve Yol Girişimi” (KYG) ismi kullanılmaya başlanılmıştır.

Trilyon dolarlık proje olarak nitelenen ve 65 ülkeyi kapsadığı ifade edilen KYG kapsamında otoyollar, demiryolları, limanlar, elektrik santralleri, boru hatları ve telekomünikasyon şebekeleri gibi altyapı yatırımları yapılacağı belirtilmiştir. Bu yatırımlar ile Asya’nın altyapı eksikliklerinin giderileceği, çok taraflı ticaretin artırılacağı ve Asya, Avrupa, Afrika arasındaki bağlantıların güçlendirilmesi hedeflenmektedir. KYG, İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD’nin savaş yorgunu Avrupa’yı ayağa kaldırmak için ortaya attığı Marshall Planı’na benzetilmiş olmakla birlikte çap olarak Marshall Planı’nı hayli aşmaktadır.

Çin, KYG kapsamında birçok ülke ile Mutabakat Zabıtları imzalarken çok sayıda büyük çaplı altyapı projelerine de yatırım yapmaya devam etmektedir. KYG’nin en çok ön plana çıkan bölümü şüphesiz ki “Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru” olmuştur. Başlangıçta 46 milyar dolar değerinde olduğu söylenen, daha sonra toplam değerine ilişkin tahminler daha da artırılan Koridor çerçevesinde Çin tarafından Pakistan’da liman, otoyol, enerji santralleri gibi projeler yapılmaktadır. Özellikle Pakistan’ın Hint Okyanusu’ndaki liman şehri Gwadar’ın Çin’in ithalat ve ihracatı açısından bir fırsat olabileceği iddia edilmiştir. Buna göre, Gwadar Limanı’na kadar deniz yolu ile taşınacak mallar Pakistan boyunca kara veya demiryolu ile taşınarak Çin’e ulaşacak olup, söz konusu güzergâh Malaka Boğazı’na alternatif olacaktır.

Kuşak ve Yol Girişimine bir film senaryosu olarak bakarsak, film devam ederken hem Çin’in filmden elde edeceği hasılattan rahatsız olan dış aktörler hem de filmdeki rolünden memnun olmayan oyuncular tarafından senaryoya itirazlar geldiğini görürüz. KYG, yatırım ve finansman ihtiyacı olan ülkeler için bir fırsattı ve bu ihtiyaç başlangıçta oldukça yüksek bir ilgiye mazhar olmasını sağladı. İlerleyen zamanlarda ortaya çıkan bazı gelişmeler Girişime yönelik eleştirilerin çoğalmasına neden oldu. Bu gelişmelerin belki de en önemlisi Sri Lanka’nın Hambantota Limanı’nın Çin kontrolüne geçmesidir. Sri Lanka liman yatırımı nedeniyle ortaya çıkan borcu ödeyemeyince Limanı 99 yıllığına Çin’e bırakmak zorunda kaldı. Bu durum Çin yatırımı alan ülkelerde endişelere yol açtı.

Hambantota vakasından sonra Çin yatırımları daha çok sorgulanmaya başlandı. Çin yatırımları ile ilgili olarak; maliyetlerin yüksek tutulduğu ve Çin şirketleri aşırı kar sağlarken projenin hayata geçirildiği ülkenin aşırı borçlandırıldığı, projelerde işçilerin dahi Çin’den getirildiği ve bu nedenle ilgili ülkede istihdam sağlamadığı gibi eleştiriler gündeme getirildi. Ayrıca Batı medyasında, bu yatırımların ekonomisi güçsüz ülkeleri borç batağına soktuğuna dair yoğun yayınlar yapılmaya başlandı.

Bu süreçte, Malezya ve Pakistan’da gerçekleşen seçimler de KYG’nin aleyhine gelişti. Malezya’da Necip Razak’a karşı eski Başbakan Mahathir Muhammed ve eski Başbakan Yardımcısı Enver İbrahim’in ittifakı seçimi kazandı. Başbakanlık koltuğuna oturan Mahathir Çin ile yapılan anlaşmaların yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini belirtti. Projelerin maliyetlerinin yüksek olduğunu belirten Mahathir, ödenemeyecek borçların altına girmek istemediklerini, projelerin kendileri için zaruri olmadığını, ancak maliyetler düşerse devam edebileceklerini açıkladı. Çin bu konuda Mahathir’in beklediği adımı atmadı veya Mahathir’in ciddiyetini kavrayamadı. Bunun üzerine Malezya, 20 milyar dolarlık demiryolu projesi ile 2,3 milyar dolarlık doğal gaz boru hattı projesini rafa kaldırdığını açıkladı. Son dönemde, Çin’in Malezya’ya demiryolu projesi için daha makul miktarlar önerdiğine ilişkin iddialar gündeme gelmekle birlikte henüz projenin akıbeti belli değildir.

Pakistan’da da Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’na ilişkin anlaşmalara imza atan Navaz Şerif’in partisi seçimi kaybetmiş, İmran Han iktidara gelmiştir. Seçim sürecinde Çin yatırımları en önemli tartışma konularından biri olmuştur. Ancak, İmran Han’ın hareket alanı Mahathir’e kıyasla oldukça sınırlıdır. Zira Çin-Pakistan ilişkileri sadece bu yatırımlarla sınırlı olmayıp kapsamlı bir askeri işbirliğini de içermektedir. İmran Han yönetimi, ülkenin içinde bulunduğu olumsuz ekonomik koşullar nedeniyle kredi bulmaya ve yatırım çekmeye çabalamaktadır. Pakistan bir yandan IMF ile görüşmeye devam ederken diğer yandan Çin’den kredi talep etmiştir. Çin, Pakistan’ın 6 milyar dolar acil kredi isteğine 2,5 milyar dolar ile karşılık vererek talebi karşılamakta yetersiz kalmıştır. Öte yandan, Çin ile IMF arasında sıkışan Pakistan, alternatif çözüm yolları aramaya devam etmekte, başta Suudi Arabistan olmak üzere Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerinden yatırım çekmeye çalışmakta ve çeşitli anlaşmalar imzalamaktadır.

Malezya ve Pakistan’ın yanı sıra Çin’in KYG projeleri Maldivler seçimlerinde de çokça tartışılmış olup, yaklaşan Endonezya seçimlerinde de tartışılmaya devam etmektedir. Özellikle 2018 yılı KYG için zor bir yol olmuştur. Bu gelişmeler sonrasında, başta ilan edildiği gibi devam etmeyen senaryoya (Kuşak ve Yol Girişimi) artık Çin’in kendisinin müdahale etme zamanının geldiğine dair fikirler gündeme gelmeye başlamıştır. Girişimin kapsamının ve amaçlarının fazlaca büyük olduğu, Xi Jinpimg’in daha makul hedeflerle KYG’nin ikinci versiyonunu ortaya atması gerektiğine dair değerlendirmeler yapılmaktadır.

Çin’in Tek Sorunu Kuşak ve Yol mu?

Kuşak ve Yol bağlamında yaşanan bu gelişmelerin yanında Çin’in kendi iç ekonomik dengeleri ve ABD ile ticari ve teknolojik rekabet bağlamında da yakın dönemde önemli gelişmeler yaşanmıştır. 1978 yılında Deng Xiapoing tarafından dünyaya açılan Çin o günden bu yana büyük başarılara imza atmıştır. Ancak son dönemde ekonomik büyüme yavaşlamış ve tek haneli rakamlara inmiştir. Xi Jinping’in iktidara gelmesinin ardından bu süreç resmi düzeyde kabul edilmiş ve bu durum “Yeni Normal” olarak tanımlanmıştır. Büyüme rakamları son dönemde her yıl ortalama 0,5 puan düşmektedir. Düşen büyüme rakamlarından daha önemli ve gelecekte ekonomi üzerinde baskısının daha da artması beklenen veri ise yaşlanan nüfustur. Uzun yıllar boyunca uygulanan tek çocuk politikası nedeniyle artık nüfus yaşlanmaya başlamıştır ve bunun sonucu olarak kişi başına düşen emekli sayısı her geçen gün artmaktadır. Başta yerel yönetimler olmak üzere, kamu bankaları ve şirketlerin yüksek miktarlardaki borçları da Çin ekonomisi ile ilgili olumsuz veriler olarak gündeme getirilmektedir.

Çin’in iç dinamiklerinin dışında ekonomik ve politik etkileri olan ticaret savaşları konusu da önem arz etmektedir. ABD Başkanı Trump daha seçim sürecinde ABD-Çin arasındaki ticari dengesizliğe vurgu yapmıştır. Trump, Çin mallarına ek tarifeler getirmiş, Çin de aynı şekilde karşılık vermiştir. Bu tarife savaşı devam ederken Arjantin’de gerçekleşen G20 Liderler Zirvesinde taraflar 90 günlük ticari ateşkes ilan ederek sorunların müzakere ile çözümü seçeneğine bir şans tanıdılar. 1 Mart 2019 itibarıyla süre dolmuş olsa da müzakereler halen devam etmekte ve anlaşmaya yakın olunduğuna dair açıklamalar gelmektedir. Ancak, halen Trump-Xi arasında herhangi bir görüşme tarihi belirlenmemiştir.

ABD ile Çin arasında önemli bir gerilim alanı da teknolojik rekabettir. Ticaret savaşlarının da örtülü nedeni olduğu belli olan rekabet, geleceğin teknolojisine kimin sahip olacağı üzerinedir. Çin’in “Çin Yapımı 2025” (Made in China 2025) projesi ve Huawei’nin sorunun tam ortasında yer aldığı 5G teknolojisi ana uyuşmazlık alanlarıdır. ABD ve müttefikleri teknolojik üstünlük ve yön verici konumun Çin’in eline geçmesini istememektedirler. Huawei’nın Mali İşler Müdürü (CFO) ve şirketin kurucusunun kızı olan Meng Wanzhou’nun ABD’nin isteğiyle mali suça karıştığı gerekçesiyle Kanada tarafından gözaltına alınması ve ABD, Avustralya gibi ülkelerin Huawei’yi 5G teknolojilerinden dışlayan kararlar almaları bu konuda son dönemde gözlemlenen sert hamlelerdir.

İç ve dış kaynaklı gelişmeler ve son dönemde çoğunlukla beklentilere nazaran olumsuz çıkan ekonomik göstergeler neticesinde ekonomi üzerinde oluşan baskı artık Çin yönetimi tarafından da açıktan kabul edilir hale gelmiştir. Nitekim 2019 yılı için Merkezi Yönetim kamu harcamalarında %10 kesintiye gidileceği açıklanmıştır.

Çin’in Üyeler ile Geliştirdiği İlişkiler Avrupa Birliği’ni Endişelendiriyor

Çin’in son dönemde AB ile ilişkilerinin iyi gittiğini söylemek de mümkün değildir. Ancak konu AB olduğunda Çin’in farklı bir yaklaşımı bulunmaktadır. Çin, AB üyesi ülkeler ile ikili ilişkiler geliştirmekte, bu ilişkiler sayesindedir ki AB’den aleyhine karar çıkmasına engel olurken AB’nin kendisine karşı birlikte hareket etmesini engellemektedir.

Çin’in söz konusu AB politikası için dönüm noktası 2008 Küresel Krizi olmuştur. Kriz sonrası başta Yunanistan olmak üzere ekonomik sorunlarla karşılaşan AB üyesi ülkeler için Çin kredi ve yatırımları bir fırsat olarak görülmeye başlanmıştır. Küresel Kriz sonrası ekonomisi çöken Yunanistan Çin ile ilişkileri geliştirme ve Çin’den kaynak sağlama konusunda öncülerden olmuş ve Pire Limanı 2008 yılında Çin şirketi Cosco’nun kontrolüne geçmiştir.

2012 yılında Polonya’da yapılan ilk toplantı ile Çin, Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri ile 16+1[1] girişimi hayata geçirmiştir. Çin’in Yunanistan ve 16+1 Girişimi dışında, Portekiz, Malta ve GKRY ile de yakın ilişkileri bulunmaktadır.

AB, Çin’in yatırımlarından ve Avrupa ülkeleri ile geliştirdiği ilişkilerden endişelenmeye başladığında atı alan Üsküdar’ı geçmişti. Çin’in Avrupa ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmesi büyük oranda KYG ortaya atılmadan önce olmasına rağmen daha sonra bu ülkelerin çoğunu Girişime dâhil etti. Çinli şirketler Avrupa’da çok sayıda limandan hisse alımına gittiler. Öyle ki, Pire Limanı’nın tam kontrolünü elinde bulunduran Cosco’nun Avrupa’nın en işlek limanı Rotterdam’da %35, ikinci sıradaki limanı Antwerp’te %20 hissesi bulunmaktadır.

Şüphesiz ki AB’nin Çin’in faaliyetlerinden rahatsız olmaya başlamasında Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi gibi iddialı bir projeyi ortaya atması, 5G teknoloji özelinde ortaya çıkan küresel teknolojik liderlik hedefi ve ABD ile yaşadığı ticaret savaşının ortaya çıkardığı atmosfer de etkili olmuştur.

Avrupa Birliği’nde Çin’e karşı ortak hareket edilmesi, Çin tarafından satın alınacak AB şirket ve yapılarının satışının önceden AB tarafından gözden geçirilmesi gibi öneriler gündeme gelmekte olmasına karşın henüz bir ilerleme sağlanamamıştır. Ortak hareket edilmesi çağrıları AB’nin merkezinden Birlik yetkilileri ile Almanya ve Fransa gibi ülkelerden gelmektedir. Çevre ülkeler ise bu konuda yetkiyi devretmek istememekte ve bu önerilere kulak tıkamaktadırlar. Çin’in Avrupa’daki faaliyetleri konusunda ortak hareket etmeyi başaramayan AB, geçtiğimiz yıl “AB-Asya Bağlantısallık Stratejisi” adlı bir girişim açıklamıştır. Söz konusu Strateji Asya’da altyapı projelerine AB’nin katkı sağlamasını amaçlamaktadır. KYG’ye karşı ortaya atıldığı açık olmakla birlikte Strateji henüz KYG ile mücadele edebilecek etkinlik ve yetkinlikten çok uzaktır.

AB’nin Merkezinden ortak hareket çabaları sürmektedir. Xi Jinping’in İtalya ziyareti öncesinde Çin’e karşı ortak hareket edilmesini öngören bir taslak doküman tartışmaya açılmıştır. Ayrıca, Xi’nin İtalya sonrasındaki durağı Fransa’nın Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Xi ile görüşmesine Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Jucker’i de davet etmiştir.

Anlaşma Öncesi İtalya-Çin Söylemleri ve İtalya’ya Eleştiriler

KYG’ye katılım konusunda İtalya’da büyük oranda fikir birliği olduğu açıktır. Zira İtalya son 10 yıl içerisinde üçüncü resesyonunu yaşamaktadır ve finansman arayışındadır. Başbakan Giuseppe Conte’nin yanı sıra Başbakan Yardımcısı ve popülist Beş Yıldız Hareketi lideri Luigi Di Maio da anlaşmanın savunucusudur. Destek sadece mevcut hükümet ile de sınırlı kalmamakta, geçmiş Renzi ve Gentiloni hükümetleri ile mevcut Cumhurbaşkanı da süreci desteklemektedir.

Çin ile müzakereleri İtalya Ekonomik Kalkınma Müsteşarı Michele Geraci yürüttü. Geraci,2009-2018 yılları arasında Çin’in Hangzhou şehrinde Zheijang Üniversitesinde finans profesörü olarak görev yapmıştır. Geraci, Xi’nin ziyaretini “eşsiz bir fırsat” olarak tanımlamaktadır.

Çin tarafında da konuya oldukça ehemmiyet verilirken, Xi Jinping ziyaret öncesi Corriera della Sera gazetesinde yayımlanan makalesinde Çin-İtalyan dostluğunun derin köklere sahip olduğunu, güçlü kültürel ve tarihi bağlar bulunduğunu iddia etti. Xi, Ortaçağda kadim İpek Yolu’nda seyahat ederek Çin’e ulaşan ünlü gezgin Marco Polo’ya atıf yaparak gezgini İtalya ve Çin arasındaki ilk köprü olarak niteledi.

Anlaşma öncesi ABD ve AB tarafından İtalya üzerinde baskı kurularak anlaşmadan vazgeçmesi yönünde çaba sarf edildi. ABD ve AB’nin argümanları arasında KYG’ye yönelik genel eleştirilerin yanında Çin’in başta Trieste olmak üzere İtalyan limanlarına erişiminin tehlike oluşturacağı, Çin’in Batı teknolojisine erişmesi riskinin ortaya çıkacağı gibi iddialar yer aldı. İtalya bu iddialara eleştirilerin sağlam dayanaklardan yoksun olduğunu; Yunanistan, Portekiz, Malta gibi ülkelerin zaten KYG anlaşmaları imzaladığını; limanlar konusunda ise Çin şirketlerinin zaten Avrupa’da birçok limanda hissedar olduğunu dile getirerek cevap verdi.

Esasen, İtalya, kendini savunurken gündeme getirdiği konularda büyük oranda haklıydı. İtalya Çin’in kapsamlı işbirliği yaptığı ilk Avrupa ülkesi olmayacaktı ve Çin şirketleri Avrupa Limanlarının birçoğuna çoktan ortak ya da sahip olmuştu. İtalya, Çin ile anlaşma yapan ne ilk NATO ülkesi ne de ilk AB ülkesidir. İtalya’yı özel kılan ve ABD ile AB’nin İtalya’nın geri adım atması için baskı yapmasına neden olan iki somut neden bulunmaktadır. Bu nedenler, anlaşmanın zamanlaması ve İtalya’nın G7 ülkesi olmasıdır.

Yukarıda bahsedildiği gibi son dönemde, Çin, hem Kuşak ve Yol kapsamında iyi gitmeyen işler hem ekonomik sorunlar hem de ticaret savaşı ve teknolojik liderlik savaşları gibi gündemlerle boğuşmaktadır. Çin’i ekonomik, teknolojik ve siyasi olarak çevrelemeye, Çin’e KYG ve Çin Yapımı 2025 gibi önemli politikalarında geri adım attırmaya çalışan ABD ve müttefikleri için İtalya’nın anlaşma imzalaması içeriğinden öte sembolik olarak Çin’in hanesine yazılacak bir başarı olarak görülmektedir. Öte yandan, Kuşak ve Yol Girişimi ve Asya Altyapı Yatırım Bankası başta olmak üzere önemli girişimleri hayata geçiren Çin için son yıllar daha savunmaya yönelik geçmiştir. Bu bağlamda Çin’in de İtalya konusunda içeriğinin yanında daha çok imaj tazeleme açısından önemli bir kazanım elde edeceği açıktır.

Bilindiği gibi Batı merkezli Küresel Kriz sonrası G7[2] yapılanması eleştirilmiş ve küresel sorunların tartışılması için, gelişmekte olan ülkeler veya diğer bir deyişle yükselen güçleri de içerecek şekilde ortaya çıkan G20 yapılanmasına ortaya çıkmıştır. Ancak, G20 ortaya çıktıktan sonra da G7 devam etmiştir. Zamanla G20 içinde başka gruplar da (BRICS[3] ve MIKTA[4]) ortaya çıkmıştır. İtalya, gelişmiş yedi ülkeden oluşan G7 grubunda yer alan ülkelerden Çin ile KYG anlaşması imzalayan ilk ülke olacağından ABD’nin başını çektiği ülkelerin tepkisini çekmiştir.

Kuşak ve Yol Mutabakat Zaptı ve Diğer Anlaşmalar

Öncesinde bunca tartışmaya yol açan Mutabakat Zaptı Xi Jinping’in üç günlük İtalya ziyareti kapsamında 23 Mart 2019 tarihinde imzalanmıştır. Anlaşmaya İtalya adına aynı zamanda Sanayi Bakanı olan Başbakan Yardımcısı Luigi Di Maio imza attı. İtalya anlaşmayı imzalamış olmasına rağmen ABD ve müttefiklerinin uyarılarını da tamamen kulak ardı etmedi. Öncelikle İtalyan tarafı Mutabakat Zaptının bağlayıcı olmayacağını sıklıkla vurguladı ve bir nevi bunu kanıtlama amacıyla anlaşmayı İtalyanca ve İngilizce olarak basına verdi.[5] Anlaşmada ulaştırma, lojistik, altyapı, enerji, yeşil büyüme gibi konulara işbirliği alanları olarak atıf yapılırken ABD ve AB’nin baskıları sonucu olsa gerek telekomünikasyon, 5G teknolojisi, teknoloji transferi ve benzeri konulara yer verilmedi.

Bu çerçeve Mutabakat Zaptı dışında taraflar e-ticaret, tarım, medya, kültür, bankacılık, doğal gaz, çelik ve daha birçok konuda 29 anlaşma imzaladılar. Çin ve İtalya, ticaret hacmini artırmanın yanı sıra Maliye Bakanları arasında bir diyalog mekanizmasının kurulması konusunda da mutabık kaldılar.

Reuters’in[6] verdiği bilgilere göre imzalanan bazı önemli anlaşmalar şunlardır:

  • Cassa Depositi e Prestiti (CDP) ile Bank of China arasında CDP’nin Çin’in Panda tahvillerini satabilmesine ilişkin anlaşma imzalandı.
  • CDP ve İtalyan doğal gaz şirketi Snam ile Çin’in İpek Yolu Fonu (Silk Road Fund) arasında Çin’de ve Kuşak ve Yola imza atan 120 ülkede yatırım konusunda işbirliği yapılmasına ilişkin anlaşma imzalandı.
  • İtalyan çelik şirketi Danieli Çin’de bir metal tesisinin daha sonra Azerbaycan’a devredilecek bölümünü inşa etmek için anlaşma imzaladı.
  • Çin şirketi CCCC, biri Trieste Limanı ile diğeri geçen yıl Ağustos ayında çöken Cenova Köprüsünün yapımı için Cenova Limanı ile olmak üzere iki anlaşma imzaladı.
  • İtalyan Ansaldo Energia ile China United Gas Turbine Company arasında ağır gaz türbinleri alanında teknolojik işbirliği anlaşması imzalandı. Ansaldo Energia ayrıca 25 milyon Euro değerinde bir sözleşme imzaladı.
  • İtalyan futbol takımı Inter Milan’ın hissedarı Çin e-ticaret şirketi Sunning ile İtalyan Ticaret Ajansı arasında anlaşma imzalandı.
  • İtalyan enerji şirketi Eni ile Bank of China arasında Mutabakat Zaptı imzalandı.
  • Çin’in en büyük seyahat acentesi Ctrip ile İtalyan şirketler arasında turizmi geliştirmek amacıyla anlaşma imzalandı.

Sonuç

2008 Küresel Krizinden bu yana toparlanmayı başaramayan ve yine bir ekonomik durgunluk sürecinin içinde bulunan İtalya, finansman ihtiyacı için Çin’i bir alternatif olarak görmüş ve Çin ile ilişkileri geliştirmek amacıyla Kuşak ve Yol Girişimine katılmaya karar vermiştir. İtalya’nın bu kararı ABD ve AB’nin tepkisini çekmiş ancak İtalya’yı Girişime katılmaktan alıkoymaya yönelik çabalar sonuçsuz kalmıştır. Bununla birlikte İtalya, Batılı müttefiklerinin eleştirilerini tamamen görmezlikten gelmemiş, özellikle teknoloji ile ilgili konulara anlaşmalarda mümkün mertebe yer vermemiştir.

Çin için ise İtalya’nın Kuşak ve Yola katılımı, Girişime borç batağı yakıştırmalarının yapıldığı, ülke ekonomisinde sorunların ortaya çıktığı ve ABD ile ticari ve teknolojik rekabetin sürdüğü zor bir dönemde gerçekleşmiştir. Bu açıdan, Çin ticari yönlerinin çok ötesinde bir sembolik kazanım elde etmiştir. Çin, bir G7 ülkesinin katılımın sağlayarak KYG’nin halen cazibesini sürdürdüğünü söyleyebilme fırsatı elde etmiştir. İtalya’nın KYG’ye katılımı ile Çin şimdiden kazanan olmuşken İtalya’nın ne kazanacağını ise zaman gösterecektir. Ancak, bu başarı ile Çin’in KYG bağlamında tamamen rahatladığını iddia etmek mümkün değildir. Zira gerek Uygur Türklerinin maruz kaldığı muameleler gerekse yukarıda anlatılan gelişmeler Çin’in elini zayıflatmaktadır. 2017 yılı Mayıs ayında yoğun bir katılım ile gerçekleşen Birinci Kuşak ve Yol Zirvesi’ne nazaran bu yıl Nisan ayında yapılacak İkinci Kuşak ve Yol Zirvesi’ne katılımın daha düşük olması beklenmektedir.

Çağlayan Yıldız


[1] Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Hırvatistan, Karadağ, Letonya, Litvanya, Macaristan, Makedonya, Polonya, Romanya, Sırbistan, Slovakya, Slovenya ve Çin Halk Cumhuriyeti’nden oluşan girişim.

[2] ABD, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya, Kanada’dan oluşan ülkeler grubu.

[3] Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika’dan oluşan ülkeler grubu.

[4] Meksika, Endonezya, Güney Kore, Türkiye, Avustralya’dan oluşan ülkeler grubu.

[5] https://www.corriere.it/economia/19_marzo_12/via-seta-testo-dell-intesa-l-italia-cina-versione-inglese-traduzione-italiano-9ea09020-44c2-11e9-b3b0-2162e8762643.shtml?refresh_ce-cp

[6] https://www.reuters.com/article/us-italy-china-deals-factbox/italy-signs-deals-worth-25-billion-euros-with-china-idUSKCN1R40KN